Finansal Yorum 18.11.2006
BURSA VALİSİNE MEKTUP
Ali Ceylan
Ben avcılığı ve avcıları severim. Avcılar, genellikle, iyi niyetli, kendileri ile barışık, güzel insanlardır.
Çocukluğumda sapanla kuş avladım. İyi bir avcı olduğum söylenir.
Aynı şekilde, çocukluk yıllarımda Apolyont Göl’ünde balık ve kerevit tuttum. Bu nedenle, bir kaç kez ölüm tehlikesi bile atlattım.
Yıllar geçti. Şimdi niçin kuş avladığımı vicdanıma anlatamıyorum. Aklıma geldikçe, suçluluk duygusu tüm benliğimi sarıyor. Ürperiyorum.
Balık tutmayı ise hala seviyorum. Özellikle deniz balıkçılığı, tatlı su balıkçılığına göre daha çok hoşuma gidiyor. Marmara denizi ve Nilüfer Deresi pırıl pırıl olsaydı da daha çok balık tutup, daha çok balık yeseydik diyorum. Japon İmparatorunun Marmara denizi için” iyi bakarsanız yetmiş milyon kişiyi besler “sözü aklıma geliyor. Üzülüyorum.
Geçen hafta, salep toplamak veya salep avlamak için, Uludağ’a gittik. Bugüne kadar çok az iş beni bu kadar dinlendirdi. Mutlu etti. Kısacası salep avcılığını çok sevdim.
Salep avcılığı veya salep toplamak nereden çıktı diyebilirsiniz. Bir arkadaşımla iki seneden beri Uludağ’da salep toplama işini konuşuyorduk. Arkadaşım ve ailesinin bu konuda 19 yıllık tecrübeleri varmış. Böyle güzel bir hobiyi kaçırır mıyım.
27 Ağustos 2006 Pazar günü erkenden iki aile yola koyulduk. Çobankaya’da bir çam ağacının altına yerleştik. Bursa sıcaktan yanarken, biz üşümemek için hırkalarımızı giydik. Güzel bir kahvaltı yaptık. Çevremizi temizledik.
Sonra güneşin altında kurumuş salep saplarını armaya başladık.
Yeni yapılan otellerin alt tarafındaki 100-150 dönümlük alanı karış karış taradık. Ardıç ağaçları ve kurumuş otlar arasında, kurumuş salep saplarını bulmak çok zor. Bizden önce de birileri salep avcılığı yapmış. Bizim araştırmamız, bağbozumu yapılmış bir bağda, üzüm salkımları aramaya benziyordu. Neyse, çok tecrübeli arkadaşım ve eşi sayesinde topraktan yaklaşık olarak kırk adet salep çıkarabildik
Bu arada mutlaka belirtmeliyim. Kurumuş salep tohumlarını kazdığımız değişik yerlere diktik. Seneye çıksınlar diye.
Neyse. Yazımın başlığına döneyim. Niçin , Sayın Bursa Valisine mektup diye başlık attım. Açıklamaya çalışayım.
Gezdiğimiz yerler, inşaat ve ambalaj malzemeleri ile doluydu. Gözlerimize inanamadık. Çok sayıda fotoğraf çektik. Volframın altında akmaya çalışan dere ve yamaçlar bu kadar kirletilebilir mi?
Kirlilik vatandaşın neden olduğu türden bir kirlilik değil. Çevredeki otellerin inşaat ve ambalaj atıkları etrafa dağılmış. Bu bölgede her tür izolasyon malzemesi bulabilirsiniz.
Bu çirkinlikler kışın görünmüyor. Yaz aylarında ise, her renk atık malzeme Uludağ’ın güzelliğini kirletiyor.
Acaba diyorum, oteller bindikleri dalı kestiklerinin farkında mı değiller ? Olabilir. Öyleyse, benim bir vatandaş olarak görevim, hem özel sektöre, hem de Valimize Uludağ’da gördüğüm çevre kirliliğini anlatmaktır .
Pırıl pırıl Marmara denizini kaybettiğimiz gibi, Uludağ’ı ve Uludağ’dan gelen tertemiz su kaynaklarımızı da kaybetmeyelim.
Çocukluğumda Geçit Deresinde balık tutmuştum. Şimdi kokudan geçemiyorum. Oysa, hem sanayileşebilir, hem de tertemiz bir çevrede yaşayabilirdik.
Uludağ Dünyanın ve Türkiye’nin en değerli doğal kaynaklarından birisi. Ona şimdi sahip çıkmazsak, Marmara denizi ve Geçit Deresi gibi gelecekte hiçbir şey yapamayacağız.
Son sözüm, kaldırım yenileyerek ve Bursa’nın bir çok yerine gereksiz havuzlar inşa ederek vatandaşın parasını etrafa saçan belediyelerimize olacak.
Uludağ için ne yapıyorlar acaba?
Prof. Dr. Ali Ceylan