22 Mart 2005 Tarihli Makale
İMKB’de Yabancı yatırımcılar
Bir iki yıldır İMKB yabancı yatırımcıların gözdesi oldu. Borsada işlem gören pay senetlerinin alım satımına aracılık eden bazı aracı kurumların yabancı yatırım kurumlarından oluşan müşterileri olduğu ve bu müşterileri aracılığı ile Ülkemize büyük bir yabancı sermayenin geldiği ilgili kişilerce ifade edilerek, bunun bir sevindirici husus olduğu söylenmektedir.. Acaba bu olgu sevindirici midir? Bunu irdelemek, kanımca sermaye pazarı kunusunda bilimsel çalışma yapan veya uygulamacı olarak faaliyette bulunan kişilerin öncelikli görevi olmalıdır. Bu irdeleme görevinin gerekli olduğu şu bakımdan önemlidir: Yabancı yatırımcı yatırım yapacağı menkul kıymetin kendisince kabul edilir bir riskle en yüksek verimi sağlamasını bekler. Bu bekleyiş, ya bir süre sonra yatırımı likide ederek ülkeyi terk ettiğinde realize edeceği ya da yatırımı likide etmeden dönemsel olarak elde edeceği temettü şeklindeki kâr nedeni ile sağlayacağı yüksek verim bekleyişidir.
Uluslararası yatırımcılar, ki genellikle yatırım fonları gibi kurumsal yatırımcılardır, yatırım kararı alırken aynı risk kategorisinde yatırım yapmaya üygun ülkelerde elde edebilecekleri verimleri karşılaştırarak, en yüksek verim sağlayacağına inandıkları ülkenin menkul kıymetler borsasında karar kılarlar. Eğer İMKB’sına gelmişlerse o anda en yüksek verimi elde edecekleri inancı ile gelmişler demektir.
Bir yatırm fonu, ister ulusal ister uluslararası yatırımlar yapan bir kuruluş olsun, belirlediği amaç en düşük risk alarak en yüksek verim sağlamaktır. Bu amaca ulaşmak için yüksek ve düzenli temettü elde etmeyi politika edinmiş olabileceği gibi temettüyü göz ardı ederek “sermaye kazancı” elde etmeyi veya karma bir portföy oluşturmayı politika edinmiş olabilir. İkinci politikayı benimsemiş olan yatırım fonu yönetimi için düzenli kâr payı veya faiz geliri sağlayan menkul kıymetler çekici değildir. O’nun için sermaye kazancı elde etmek önemlidir ve bu nedenle kısa veya orta vadede menkul kıymetin pazar fiyatının artışı önem taşır. Düşük fiyatta satın aldıkları menkul kıymeti fiyatın yükselmesi anında satıp düşük fiyatlı başka bir menkul kıymete yatırım yapmak yatırım verimini en yüksek yapmanın öncelikli yoludur. Ulusal pazarda faaliyet gösteren bu amacı politika edinmiş bir yatırım fonu, riski yüksek ancak yakın gelecekte menkul kıymetin piyasa değerini yukarıya çekecek faaliyette bulunma potansiyeline sahip bir şirketin pay senedini portföyüne dahil edilecek bir yatırım aracı olarak görür.
Sermaye kazancı elde etmeyi amaç edinmiş bir uluslararası yatırım fonunun yaklaşımı aynı amacı taşıyan ulusal yatırım fonundan farklıdır. Bu tür yatırım fonu için yatırım yapabileceği birden çok pazar vardır. Ancak bu pazarlar içinde genelde istikrar kazanmamış, volatilitesı yüksek, etkin olmayan, diğer bir deyişle gelişmekte olan “emerging” pazarlar ilgi odağıdırlar. Bu pazarlarda da gerçek değerini henüz yakalayamamış pay senetleri ile şirketin riskini azaltıcı veya gelirini artırıcı faaliyet ve yatırımlar yapmakta olan ve yakın gelecekte bu faaliyetler ve yatırımlar sonucunda pazar değeri artış gösterecek pay senetleri mutlaka vardır. Yatırımcı bu tür pay senetlerinin fiyat artışlarının olacağı bekleyişi ile. riski üzerine alarak, bu senetlere yatırım yapabilir. Ancak, yabancı bir yatırımcı için borsa endeksinin kısa süreli dalgalanmalarından yararlanarak sermaye kazancı elde etmek bu tür sermaye kazancı elde etmek amacı ile yatırım yapmaktan daha çekici olmaktadır. Bunun nedenlerinin başında daha kısa sürede kâr realizasyonu olasılığının fazla olması gelir. Bir ikinci neden ise mâli bünyesini rehabilite etme veya yeni yatırımlar yapma projelerini uygulamaya koymayı amaçlayan bir firmanın bu faaliyetlerinde başarısız olma olasılığının var olması, diğer deyişle riskinin yüksek olmasıdır.
İMKB’de de görüldüğü gibi gelişen pazarlarda borsa endeksi devamlı bir dalgalanma halindedir ve dalga aralığı bir hafta gibi oldukca kısadır. Ayrıca işlem gören pay senetlerinin hemen hemen tümü aynı yönde hareket etmektedirler. Bunun bir nedeni borsada oluşan fiyatların, etkin pazarlarda olduğu gibi, temel analiz sonuçları ile hesaplanmış “gerçek değer”leri yansıtmamasıdır. Pazarda temel analiz yaparak değer belirleyen ve bu değeri borsaya taşıyan “pazar oluşturucuları”nın olmaması ve gerçek değer hesaplamaları yapmaya olanak verecek firma finansal bilgilerinin yetersiz kalması nedenleri ile, fiyat oluşumlarında var sayımlar, günlük olaylar ve kulaktan dolma bilgiler önem kazanmakta ve bu da genelde tüm pay senetleri fiyatlarının, az veya çok, aynı yönde hareket etmesi sonucunu vermektedir. Endeksin, kısa zaman içinde, çoğu kez yükselmesi veya düşmesi için mantıklı bir neden yokken, iniş çıkışlar göstermesi borsaya yatırım yapan yatırımcıların kısa vadede kâr sağlama amacı ile borsada olmalarından ve bir fiyat hareketinin onları alım veya satım yapmaya yönlendirmesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum, endeks hareketlerinden kâr sağlamayı amaçlamış bireysel ve kurumsal yatırımcılar için uygun bir pazar ortamı yaratmaktadır. Bu uluslararası yatırımcılar çok büyük olan sermayelerinin oldukca küçük bir kısmını gelişmekte oaln aborsalara tahsis ederler ve böylece toplam sermayelerini kaybetme veya fonun bütününü etkileyecek bir zarar etme söz konusu olamaz.
Dünya piyasalarında yatırım yaparak kısa süreli ve yüksek gelir elde etmeyi amaçlamış olan yabancı yatırımcılar için, diğer gelişmekte olan pazarlar gibi İMKB da çekici bir pazar niteliğini taşımakta ve ikincil pazarda işlem gören pay senetlerinin önemli bir bölümü yabancı yatırımcıların portföyünde bulunmaktadır.
Ülkemizde devlet iç borçlanma senetlerinin, faiz oranlarının oldukca düşmesine rağmen, cazip bir yatırım aracı olması, borsa endeksinin yüksek olduğu bir zamanda yatırımcıların “kâr satışı”na geçip iç borçlanma senetlerine yönelerek yüksek verim sağlamaya devam etmelerine olanak vermektedir. Bu bağlamda, yabancı yatırımcılar portföylerini likide ettikten sonra nakdi başka bir gelişen ülke borsasına yönlendirme yanında iç borçlanma senedine yatırım yaparak düşüşe geçen borsa endeksinin pay senedi alımlarına uygun hale gelmesini de bekleyebilmektedirler.
Yabancı bir yatırımcının finansal pazarlarda ve özellikle borsada yaptığı yatırımın, yatırım yapılan ülkenin ekonomisine ne gibi katkısı olur? Bu sorunun cevabı yapılan yatırımın katma değer artışı sağlayıp sağlamadığı sorgulanarak verilebilir. Üretici aktif yatırımları ve özellikle istihdam yaratıcı yatırımlar için ülkemize gelen yabancı para katma değer yaratıcı bir nitelik taşır. Ancak ikincil pazarda işlem gören pay senetlerini borsadan portföyüne ekleyen bir yabancı yatırımcının ekonomimize katkısı sadece ülkeye “sıcak para” girişi sağlamaktan ibarettir. Bu para kalıcı olmayabilir. Yukarıda da anlatıldığı üzere başka bir ülkede daha verimli bir yatırım olanağının doğması veya ülke riskinin, yatırımcılarca kabul edilebilecek sınırların üzerine çıkması durumunda, yatırım likide edilerek getirilen döviz transfer edilir. Tabii, getirilen sermayeye kazanılmış kâr da eklenmiş olarak. Bu durum gelişmekte olan sermaye pazarlarının ve ülkelerin kaderidir. Bu kader o pazarlarda pazar etkinliğinin gevşek olması, birincil pazarın ikincil pazara yeterince pay senedi gönderecek kadar aktif olmaması ve pazarı uzun vadeli bir yatırım pazarı olarak görmeyen “acemi” yatırımcıların varlığı nedeni ile pazar verimliliğinin, bu pazarı iyi kullananlar için, normalın çok üzerinde oluşmasını sağlaması ile belirlenmektedir.
Ülkemizi yönetenlerin kapitalist, serbest rekabetci sistemin gerekli gördüğü düzenlemeleri, bu düzenlemelerin ülke ekonomisinin ülke lehine işlemesini sağlayacak durumda olup olmadığına bakmaksızın ve gerekli alt yapıyı hazırlamadan yaşama geçirmesi bu kaderi, kaçınılmaz olarak, ülkenin kaderi haline getirmiştir. Yanlışlığı polisiye önlemlerle düzeltme olanağı yoktur.
Ülke ekonomisinin sermaye pazarını her iki kesimi ile normalleştirecek düzeye gelmesini beklemek gerekecektir. Ülke yöneticilerinin yapması gereken ülkemizin sanayileşme sürecini hızlandırmak ve çok ortaklı anonim şirketleşmeyi teşvik edici her türlü önlemi vakit geçirmeden almasıdır.
Prof.Dr. Cevat SARIKAMIŞ